Boğaziçi Üniversitesi'ne... (Cumhuriyet, 31.05.1999)
Prof. Dr. Sina AKŞİN
15 Mayıs 1999 günlü Cumhuriyet 'in bir haberine göre Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) özelleşmek istiyormuş. Belki Yeni Dünya Düzeni'ne yeterince uyumsağlayamadığım için olacak, bu işe şaşırdım. Gerekçesi de şuymuş: Devlet üniversitesi olarak genç öğretim üyelerinin ya da öğretim üyesi olabilecek gençlerinistedikleri yükse
k ücretler verilemiyormuş. (Demek yaşlıların gözü daha tok.) Böyle gençler anlaşılan Koç, Sabancı gibi üniversiteleri yeğliyor olmalılar. Bu amaçla birkomisyon kurulmuş. Komisyon şimdiden yıllık okuma ücretini saptamış bile: 3500 dolar. Yani, her Allah'ın günü daha da rezil olan ulusal paramızın bugünkü değerinegöre, özelleşince öğrenciler yılda 1.400.000.000 TL ödeyeceklerdir.Hemen belirteyim ki, BÜ paralı olur olmaz niteliği düşecektir. Şu anda BÜ'ye Türkiye'nin çok geniş yığınlarından öğrenci gelirken, paralı olunca ancak çok küçük birkesimin gençleri gelebileceklerdir. Şimdi zekâsı, bilgisi, çalışkanlığı ileri kertede olan pek çok genç varken, bunlar iyice azalacaktır. Özel üniversitelerin mantar gibiçoğaldıkları da düşünülürse, bu sayının ne denli az
olacağı kestirilebilir.Oysa bir üniversitenin ya da herhangi bir eğitim kurumunun niteliği öğretim kadrolarının niteliği denli, öğrencilerin niteliğine de bağlıdır. Bunu bildikleri için, vakıfüniversiteleri bir miktar burslu öğrenci almayı ihmal etmiyorlar. Ama bu da doyurucu bir çözüm olmuyor. Bu yöntemi geniş ölçüde uygulayan bir vakıf üniversitesi içinkimi kişilerin söylediği ağır, fakat galiba durumu betimleyen bir sözü, herkesten özür dileyerek aktarmak istiyorum: ''300 dâhi ve 3000 akılsızın bulunduğu falanüniversitesi.'' Böyle bir üniversite, o 'dâhiler' sayesinde bir ölçüde adını ve ününü belki 'kurtarıyor' . Ama o ölçüde de önemli sorunlara yol açıyor. Bunlardan belki enönemlisi öğretim üyesinin tutumuna ilişkin olandır. Hoca dersi, birkaç burslu
öğrenciye göre mi, yoksa varlıklı olmak dışında genellikle 'nasipsiz' olan çoğunluktakiöğrencilere göre mi anlatacak? Deyim yerindeyse, 'şizofrenik' bir konumda olacaktır öğretim üyesi. Ve belki cüzdanı şişkince olacaktır, ama ders vermenin tadını hiçalamayacaktır. Başka sakıncaları burada ele almıyorum.Eğitimlerini pahalıya satmaya hevesli BÜ'lülere sesleniyorum: Sermayenin buyruğuna girmeye razı olmadan önce, maaşlarının arttırılması için çaba göstersinler,örgütlensinler. Öğretim Üyeleri Sendikası'na (ÖES) üye olsunlar. Öte yandan, yeni öğretim üyesi çekebilmek ve eldekileri kaptırmamak için ODTÜ'nün başvurduğuçareyi de düşünebilirler. ODTÜ bu amaçla çok sayıda ve çok güzel lojmanlar yapmıştır. Bu sayede öğretim üyelerini daha sıkı kendine bağlamıştır.
B
Ü özelleşirse üniversitede en yüksek yetki, vakfın ve üniversitenin mütevelli heyetine ait olacakmış. Üniversitenin mülkiyeti için 'çoğulcu bir sahipler modeli'düşünülüyormuş. Kuşkusuz bu, Koç ve Sabancı üniversitelerindeki 'büyük patron' modelinden daha demokratik. Bununla birlikte, geçmişte ODTÜ'de yaşanmış olançok tatsız mütevelli sorunları, bu kurumun akademik özgürlük konusunda nasıl davranacağını kuşkulu kılıyor.Vakıf üniversitelerinin çokluğu: Vakıf üniversiteleri neden çoğalıp duruyor? Bir kez, devlet eğitim kurumlarına o derece boş verdi ki, özel niteliklidir diye bir önyargıoluştu herkeste. İkincisi, genel liselerde dil öğretimi o denli başarısız ki, yabancı dili öğrenmek için birçokları bu üniversitelere gidiyor. Çünkü özel üniversitelerin gali
bahepsi İngilizce öğretim yapıyor. İşletme, mühendislik, tarih vb. öğrenimi bir yerde bahanesi oluyor. Önemli amaç, yabancı dil öğrenmek. İşletme, mühendislik, tarih vb.öğretim üyesi de önemli oranda İngilizce öğretmeni olmak durumunda oluyor. Tabii kendisi İngilizce bildiği ölçüde... Çünkü bu hocaların birçoğu 'tarzan İngilizcesiyle'meramını anlatmaya çabalıyor.Üçüncüsü, bu üniversiteler özel, ama 12 Eylül ortamında herhalde Doğramacı 'nın bulduğu güzel bir düzenekle bütçelerinin %5'e değin varabilen bir bölümünü, ayrıcaarazilerini devletten alabiliyorlar. (1999 bütçesinde 2.5 trilyon bu işe ayrılmış.) Devlet kendi üniversitelerinin öğretim üyelerinin maaşlarından, kitaplıklarından,laboratuvarlarından esirgiyor, özele veriyor.
Yabancı dilde eğitim: Bu vesileyle yabancı dilde üniversite eğitiminin kimi sakıncalarına da değinmek istiyorum. Yabancı dili çok iyi öğretmek gerekir. Amayükseköğrenimde Türklerin Türklere yabancı dilde ders vermesi, Türk öğrencilerinin Türk hocalarına yabancı dild
e sınav kâğıdı yazması 'normaldışı' bir durum,'Türkün Türke ettiği bir eziyettir.' Matematiksel bilimler dışında yabancı dilde iyi bilim de yapılamaz diye düşünüyorum. İnsanın kendi diliyle daha iyi bilim yapabileceğiaçıktır. Ama ülkemizdeki çarpıklıklar yüzünden yabancı dilde eğitimin büyük rağbet gördüğü bir gerçektir.
Bu bir yana, ţunu da belirtmek istiyorum. Özellikle insan ve toplum bilimlerinin gerekleri açý
sından, BÜ'de (ve başka yerlerde) hazırlık sınıfında yapılan bir yıllıkİngilizce dil eğitimi yetersizdir. Bunun iki yıl olması gerekir. Ama ikinci hazırlık yılında öğretim hemen tümüyle, hümanist bir ekin vermek amacını da içeren ve dünyaklasiklerine odaklanan edebiyat derslerinden oluşmalıdır diye düşünüyorum. Ancak bu biçimde İngilizce insan ve toplum bilimleri yükseköğrenimi için yeterli birİngilizce (ve ekin) edinilebilir.Sonuç: Robert Kolej mezunu olduğum ve altı yıl Robert Kolej Yüksekokulu'nda öğretim görevliliği yaptığım düşünülse, pek de 'hariçten gazel okumadığım'anlaşılabilir. BÜ'lülere tavsiyem, özelleşme sevdasından vazgeçsinler.