31 Mayis 2001 tarihinde, 53 Devlet Universitesi Rektorunun katilimiyla
gerceklestirilen toplanti sonucunda hazirlanan, "Turk Yuksekogretim Sistemi
Sorunlar, Hedefler ve Cozum Onerileri" baslikli rapor Sayin Milli Egitim Bakanina arzedilmistir
TÜRK YÜKSEKÖĞRETİM SİSTEMİ
SORUNLAR, HEDEFLER VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Türk yükseköğretim sisteminin uzun bir süreden beri
karşı karşıya bulunduğu mali darboğaz ve mali kaynakların kullanımına
ilişkin kısıtlamalar medyaya yansımıştır. Ancak, bu haklı yakınmalar
kamuoyunda yer yer yanlış algılanmıştır. Türk yükseköğretim sisteminin
üst düzey yöneticileri geçmişte yaşanan üzücü olayları bizzat yaşamış
kişilerdir. Dolayısıyla, üniversitelerimizdeki huzur ve sükun ortamını en
ufak bir şekilde olsa dahi zedeleyebilecek bir eylem ve davranış biçiminin
benimsenmesi söz konusu değildir. Bununla birlikte, karşı karşıya
bulunulan sorunları ve bunların çözümüne ilişkin kısa ve orta vadeli
çözüm önerilerimizin anahatlarını bir kez daha dile getirmeyi asli görevimiz
olarak görmekteyiz. Bunu yapmadığımız
takdirde tarihi bir sorumluluk altına gireceğimizi düşünmekteyiz.
1. 1990-1991 eğitim-öğretim yılında 749.921 olan Türk
yükseköğretim sistemindeki toplam kayıtlı öğrenci sayısı, 2000-2001 eğitim-öğretim
yılında 1.607.388’e yükselmiştir. Başka bir ifadeyle, öğrenci sayısı
geçtiğimiz 10 yıllık dönem zarfında yaklaşık olarak bir kat artmıştır.
Aynı dönemde örgün öğretimdeki okullaşma oranı %9,6’dan %17,9’a, açıköğretim
de dahil edilerek hesaplanan toplam okullaşma oranı ise %15,3’ten %27,7’ye
yükselmiştir. Yine aynı dönemde toplam öğretim elemanı sayısı
34.469’dan 67.880’e yükselmiştir. Kısacası,
geçen 10 yıl içinde Türk yükseköğretim sistemi bir kat büyümüştür.
2. Yine aynı dönem içinde uluslararası atıf endekslerince
taranan dergilerdeki bilimsel yayın sayısı 1015’ten 4742’ye yükselmiştir.
Bu rakkamın 2000 yılı itibarı ile 6000’e yaklaşacağı tahmin
edilmektedir. Başka
bir deyişle, üniversitelerimizdeki bilimsel araştırma faaliyetlerinin ürünü
olan bilimsel yayınlardaki artış oranı 5 katın üstündedir.
3. Yükseköğretimin mali göstergeleri içinde uluslararası karşılaştırmalar bakımından en anlamlı olanı örgün öğretimdeki öğrenci başına ABD doları olarak hesaplanan bütçe ödeneğidir. Zira, bu rakkam öğrenci başına kamu kaynaklarından fiilen yapılan harcamayı göstermektedir. Bu rakkam 1993'te 2658 dolarla Cumhuriyet tarihinin en yüksek değerine ulaştıktan sonra, 1996’da 1509 dolara kadar düşmüş, 1998’de tekrar 2002 dolara yükseldikten sonra, 1999’da 1886, 2000’de ise 1711 dolara düşmüştür. Söz konusu rakkamın 2001 yılı itibarı ile 1100 dolar civarında gerçekleşeceği tahmin edilmektedir.
Açıkça görüldüğü gibi, geçtiğimiz 10 yıllık dönem içinde Türk yükseköğretim sistemi öğrenci ve öğretim elemanı sayısına göre yaklaşık bir kat büyür, uluslararası bilimsel yayınlar neredeyse beş kat artarken, örgün öğretimdeki öğrenci başına kamu kaynaklarından yapılan harcama neredeyse yarıya düşmüştür.
Yükseköğretim bütçesinin toplam devlet bütçesi içindeki payı ile GSYİH’ya oranı da son yıllarda bariz bir şekilde gerilemiştir; 1993’te sırası ile %4,1 ve %0,90 olan bu pay ve oran, 2000’de %2,2 ve %0,80’e düşmüştür.
4. Yükseköğretim okullaşma oranının 1997 yılı itibarı ile dünya ortalaması %19,5, gelişmiş ülkeler ortalaması ise %57,4’tür. Görüldüğü üzere, Türkiye sadece örgün öğretime dayalı okullaşma oranına göre dünya ortalamasını yakalamış, açıköğretim dahil edilerek hesaplanan toplam okullaşma oranına göre ise dünya ortalamasını geçmiştir.
Buna karşılık, örgün öğretimdeki öğrenci başına kamu kaynaklarından yapılan harcamanın dünya ortalaması 1997 yılı verilerine göre 3370, gelişmiş bölgeler ortalaması 5936, Avrupa ortalaması ise 6585 dolardır.
Söz
konusu rakkamların esasen sabit kaldığı göz önüne alındığında, ülkemizde
örgün öğretim öğrencisi başına kamu kaynaklarından yapılan harcamanın
tam üyelik için aday olduğumuz Avrupa Birliği’nde yapılan harcamanın
yaklaşık altıda biri olduğu görülmektedir.
Başka bir ifadeyle, Türk yükseköğretim sisteminde sağlanan nitel ve nicel gelişmeler neredeyse yoktan var edilerek gerçekleştirilmiştir.
5.
Türk yükseköğretim sisteminin toplam gelirinin kaynaklarına göre dağılımı
kabaca şöyledir: Devlet bütçesi %60; üniversitelerin kendilerinin yarattığı
kaynaklar (döner sermaye, kira, bağış, vb) %35; öğrenci katkı payları
%5. Ancak, öğrenci katkı paylarının sadece %20’sinin eğitim-öğretim
amacıyla harcandığı gözönüne alındığında, bu kaynağın reel öğrenim ücreti olarak
nitelendirilebilecek kısmının sadece %1 olduğu, bunun kamu kaynaklarından
yapılan harcamalara oranının ise ancak %2 civarında kaldığı görülmektedir.
Buna karşılık, söz konusu oran Letonya’da %75, Bulgaristan’da %42, Şili’de %26, Viet Nam’da %23, ABD ve Filipinler’de %15, Kenya’da %12, Kolombiya’da %10 Tayland ve Hindistan’da %5’tir.
Açıkça
görüldüğü gibi, yükseköğretim Türkiye’de esasen ücretsizdir.
Bu
kadar yüksek talep ve bu kadar kısıtlı arzı bulunan bu tür bir yarı
kamusal hizmeti fiilen ücretsiz olarak sunmanın sonucunda, toplumun dar
gelirli kesimlerinden nispeten üst gelir gruplarına kaynak aktaran gizli bir
mekanizma oluşmakta ve netice itibarı ile sosyal adalet, fırsat eşitliği ve
gelir dağılımı zedelenmektedir.
6. Dünyada yükseköğretimle ilgili olarak uygulanan başlıca dört bütçe sistemi arasında en verimsiz olanı, ülkemizde uygulanan, bir önceki yılın bütçe rakkamları üzerinde pazarlık ve anlaşma yöntemi ile çok fasıl ve çok kalem halinde hazırlanan bütçe sistemidir. Bu sistem ileri ülkelerin neredeyse tümünde terkedilmiştir.
Bu sistem kamu kaynaklarının hem dağıtımında hem de kullanımında aşırı merkeziyetçi, bürokratik işlemleri çok yoğun, sınırlayıcı, çalışanları ve üniversite yöneticilerini motive etmeyen, yaratıcılığı engelleyen, üniversitelerdeki akademik ortamla bağdaşmayan bir yapıdadır. Bu olgu, üniversitelerimizdeki eğitim-öğretim ve araştırma faaliyetlerini olumsuz yönde etkilemekte ve ek kaynak yaratma ve kaynak çeşitlendirmeyi üst düzey yöneticiler açısından fevkalade riskli bir girişime dönüştürmektedir.
7. Özellikle örgün öğretimdeki okullaşma oranına göre Türkiye ile Avrupa ülkeleri arasında büyük farklar vardır. Örneğin, ülkemizde halen %19 civarında olan örgün öğretim okullaşma oranı, bu bakımdan Avrupa Birliği üyesi ülkeler arasında en geride olan Portekiz’de %39, aday ülkelerden Polonya’da %25, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti’nde %24’tür. Bu fark, mutlaka kısa sürede kapatılmalı ve bunun maliyeti paydaşlar arasında hakça paylaşılmalıdır.
Halen yılda 1,5 milyon öğrenci yükseköğretime başvurmaktadır. Buna karşılık, örgün öğretim kontenjanı 300.000 civarındadır. Yani halen her beş öğrenciden ancak biri Türk yükseköğretim sisteminde yer bulabilmektedir. Sonuçta, yeterli mali kaynaklara sahip ailelerin çocukları yurtdışına gitmektedir. Sadece ABD’nde yükseköğrenim gören Türk öğrenci sayısı 15.000, bunların ABD ekonomisine yaptığı yıllık katkı 806 milyon dolar, yani 2001 yükseköğretim bütçesinin yaklaşık olarak %75’i düzeyinde bir miktardır.
Dünya Bankası verilerine göre yurtdışında yükseköğrenim gören öğrencilerimizin yurtiçindeki yükseköğretim öğrencilerine oranı %3,2’dir. Türkiye bu bakımdan dünya ülkeleri arasında 11.’dir. Söz konusu oran, yaklaşık olarak 50.000 öğrenciye tekabül etmektedir. Ne var ki, öğrencilerimizin yurtdışında kayıtlı olduğu kurumların bir kısmı kabul edilemez niteliktedir.
Açıkça görüldüğü gibi, yükseköğretime olan talebin önemli bir kısmı toplumun oldukça yüksek ödeme gücüne sahip kesimindedir.
Özetle,
Türkiye, yükseköğretim hizmetini kısmen ithal eden bir ülkedir. Hızla
gelişen telekomünikasyon ve bilişim teknolojilerine dayalı ileri uzaktan eğitim
teknolojileri, Türkiye’nin önemli bir yükseköğretim pazarı olma
potansiyelini artırmaktadır.
1. Sekiz yıllık zorunlu eğitimin mezun vermesi ile birlikte, ortaöğretimdeki okullaşma oranı da hızla artmaktadır. Bunun sonucunda yükseköğretime başvuru sayısı da hızla artacaktır. Bu sayının önümüzdeki yıllar içinde 2 milyona ulaşması beklenmektedir.
Türk yükseköğretim sisteminin 2005 yılındaki hedefleri :
· Toplam okullaşma oranı %40
· Açıköğretimin payı %25
· Lisans öğrencilerinin payı %45
· Meslek yüksekokullarının payı %30
olarak ortaya
konduğu takdirde, o yılki toplam öğrenci sayısı ve bunun dağılımı
tahminen aşağıdaki gibi olacaktır :
· Toplam öğrenci sayısı 2.150.000
· Açıköğretimdeki öğrenci sayısı 540.000
· Örgün öğretim lisans öğrenci sayısı 970.000
· Örgün öğretim meslek yüksekokulu öğrenci sayısı 650.000
Bu hedefe ulaşabilmek için önümüzdeki dört yıl içinde açıköğretimdeki öğrenci sayısı esasen sabit tutulurken, yaklaşık olarak lisans programlarında %30, meslek yüksekokullarında ise %170 oranında ek kapasite yaratılması gerekecektir.
Lisans programlarında halen 32 olan öğrenci/öğretim üyesi oranı korunduğu takdirde, 2005 yılında yaklaşık olarak 8000 yeni öğretim üyesine ihtiyaç olacaktır. Dünya ortalamalarına göre nispeten yüksek olan 32 oranının 25’e çekilmesi halinde yeni öğretim üyesi ihtiyacı 15.000’e yükselmektedir.
Meslek yüksekokullarında halen 45 olan öğrenci / ders veren öğretim elemanı oranının korunması halinde, yeni eleman ihtiyacı 10.000’dir. Bu oranın 25’e çekilmesi halinde ise ihtiyaç yaklaşık 20.000’e yükselmektedir.
Nitelikli
öğretim üyesi ve diğer öğretim elemanı ihtiyacı
Türk yükseköğretim sisteminin en önemli darboğazıdır. Bunun
nedeni ise ücret politikasıdır. Mart 1999’da net 1060 dolar olan kıdemli
profesör maaşı halen 740 dolara düşmüştür. Halen uygulanmakta olan ücret
politikası ile yükseköğretimde istenen nitelikteki yeni öğretim elemanlarını
istihdam etmek mümkün değildir.
Çeşitli
unvan kademelerindeki öğretim elemanlarına aşağıdaki miktarların aylık
net baz maaş olarak ödenmesinin hedeflenmesini haklı bir talep olarak görmekteyiz:
Profesör ………………………….…….. 2000 dolar
Doçent …………………………….…… 1800 “
Yardımcı doçent …………………….… 1500 “
Öğretim görevlisi ve okutman ……….. 1100 “
Araştırma
görevlisi …………………….
700 “
2.
2001 yılı yükseköğretim bütçesi 1,372 katrilyon TL veya bugünkü
kur üzerinden yaklaşık 1,250 milyar dolardır. Örgün öğretimdeki öğrenci
başına bütçe ödeneğinin dünya ortalaması olan 3370 dolara yükseltilmesi
halinde, 2005 yılı yükseköğretim bütçesi 5,421 milyar dolar, yani bugünkünün
yaklaşık dört katı olacaktır. Öğrencilerin ödeyeceği reel öğrenim ücretinin
bütçe ödeneklerine olan oranının bugünkü %2 değerinden %10’a yükseltilmesi
ve katkı paylarından eğitim-öğretim için yapılan harcamaların %20’den
%50’ye yükseltilmesi halinde, bugün 160 dolar civarında olan ortalama katkı
payının 650 dolara yükselmesi gerekecektir. Bu rakkam Çin’deki öğrencilerin
bu ülkedeki elit üniversitelerde ödemekte oldukları reel öğrenim ücretinin
altındadır.
3.
İleri ülkelerde devletin yükseköğretimdeki rolü süreçleri ayrıntılı
olarak düzenlemeden, yükseköğretimin başlıca ürünleri olan mezun, yeni
bilgi ve çeşitli toplumsal hizmetlerin nicelik ve niteliklerini tespit ederek
hedef gösteren, bu hedeflere ulaşıp ulaşılmadığını değerlendirip buna
göre kaynak tahsis etmeye dönüşmüştür. Devletin bu alandaki rolünün düzenlemeden
değerlendirmeye dönüşmesi ile birlikte, bütçe sistemleri de, ülkemizde
bilindiği adıyla torba bütçe ve torba kadro sistemine dönüşmüştür.
Bu dönüşümün ülkemizde de gerçekleşmesi he
deflenmelidir.
1.
a) İçinde bulunduğumuz mali yılda, bütçe ödenekleri sabit fiyatlarla geçen
yılki düzeyine yükseltilmelidir. Bu da yaklaşık olarak %50 oranında ek bütçe
verilmesi anlamına gelmektedir.
b) Bütçe ödeneği önümüzdeki iki yıl içinde 1993 yılı değeri
olan örgün öğretimdeki öğrenci başına 2658 dolar karşılığına
gelecek şekilde düzenlenmeli ve 2005 yılı için 1997
dünya ortalaması olan 3370 dolar hedeflenmelidir.
2.
a) İçinde bulunduğumuz mali yılda öğretim elemanlarının ücretleri dolar
bazında 1999 yılı değerlerine yükseltilmelidir. Bu da ortalama %40 civarında
bir artışı gerektirmektedir.
b) Profesöre ödenen net baz aylık 2003’te 1500,
2005’de ise 2000 dolar karşılığı olacak şekilde düzenlenmeli ve diğer
personelin ücretleri buna göre ayarlanmalıdır.
3.
Tüm boş akademik ve idari personel kadrolarına atama yapılabilmeli ve,
ücretleri üniversitenin kendi yarattığı kaynaklardan ödenmek kaydıyla,
genel esaslara bağlı olmaksızın sözleşmeli akademik ve idari personel
istihdam edilmesine imkan sağlanmalıdır.
4. Yükseköğretim
Kanunu’nun Cari
Hizmet Maliyeti başlıklı 46. ve Döner
Sermaye ve Araştırma Fonu başlıklı 58. maddeleri değiştirilerek :
a) Her üniversitede rektörlüğe bağlı bir işletme hesabı kurularak
tüm döner sermayeler, araştırma fonu ödenekleri, öğrencilerin ödediği
katkı payları, kira vb. gelirler, bağışlar, faiz ve diğer nema gelirleri
bu hesapta toplanmalıdır. Hesapta yılı içinde kullanılamayan paralar bir
sonraki yıla aktarılmalı ve bu hesapta toplanan paralardan hiç bir kesinti
yapılmamalıdır. Üniversiteler ek kaynak yaratmada tamamen serbest kılınmalıdır.
b) Bu hesaptan, eskiden döner sermaye, araştırma
fonu ve öğrenci katkılarının toplandığı özel ödenekten yapılan
harcamaların yanında, akademik personele performanslarına bağlı ek ödemeler
ve hizmetlerin verimliliğinin artırılması ve yatırımların hızlandırılması
için gerekli harcamalar yapılabilmeli ve bu amaçla bütçe ödenekleri ile bu
hesaptan ayrılacak miktarlar birleştirilebilmelidir.
c) Üniversitelerimiz birbirleriyle veya tek başlarına veya
konsorsiyumlar halinde telekomünikasyon, bilişim ve medya kuruluşları ve
yabancı üniversitelerle ortaklıklar kurarak kısmen veya tamamen ileri
uzaktan eğitim teknolojilerine dayalı diploma veya sertifikaya yönelik eğitim
programları düzenleyebilmeli, bunlardan alınacak öğrenim ücretlerini
kendileri belirleyebilmeli ve alınan ücretler işletme hesabına yatırılmalıdır.
d) Gece eğitimi ve yaz okullarının düzenlenmesi
ve buralarda görev alan akademik ve idari personele yapılacak ödemelerde üniversiteler
tamamen serbest bırakılmalıdır.
e) 2005 yılında, tüm bütçe ödeneklerinin de işletme hesabına aktarılması sağlanarak, gerçek anlamda torba bütçe ve torba kadro sistemine geçilmelidir.