Koğuşumuzdaki Bıçkın Çavuş... (Cumhuriyet, Oral Çalışlar, 11 Haziran 1999)

12 Eylül askeri darbesinin ilk günleriydi. Mamak Askeri Cezaevi'ndeyiz. Askeri cezaevinin demir ranzaları bir emirle koğuşlardan çıkarıldı. Onların yerine bir duvardan diğer duvara uzanan tahta ranzalar çakıldı. Hepimiz bu tahta ranzalara, boydan boya dizilerek yatmaya başladık. Cezaevi çok kalabalık olduğu için bu tahta ranzalara sığışabilmek amacıyla başlı-ayaklı yatma formülünü bulduk.

Bir gece böyle yatarken koğuşa çavuş girdi. 20 yaşındaki bıçkın ve egemen çavuşumuz bir kısmımızın başının bir tarafta, diğerlerinin başka tarafta olmasından hoşlanmadı. Bağırarak durumun değişmesini istedi: ''Bu ne böyle, hemen hepinizin başı bir tarafa geçsin. Ben böyle dağınıklıktan hoşlanmam, birlik beraberlik olsun isterim. Haydi bakiim!'' Oğlumuz yaşındaki komutanın emirlerini çaresiz yerine getirdik ve sıkış tepiş aynı yöne dönerek uyumaya çalıştık.

Çavuş bize bu emirleri verirken, en büyük komutan Kenan Evren' in eşliğinde kılık-kıyafet yönetmelikleri yayımlanıyordu. Bu yönetmeliklerden birisi de üniversitelerdeki kılık-kıyafet yönetmeliğiydi. Saça, sakala, bıyığa, eteğe sınırlar getiriliyor, devletin istemediği gibi bıyık ve sakal bırakanlar üniversiteyi terk etmek zorunda kalıyorlardı.

Bütün bunları neden anımsadım? Önümde 18 Mayıs 1999 tarihli bir talimatname duruyor. Onu okudukça geçmişe dönüyorum. Şöyle diyor emirname: ''657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun ek 19. maddesi ile 'Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık-Kıyafetine Dair Yönetmelik'

a) Kadınlar ; Elbiseler temiz, düzgün, ütülü, sade; ayakkabılar veya çizmeler sade ve normal topuklu, boyalı; görev mahallinde baş daima açık, saçlar düzgün taranmış veya toplanmış; tırnaklar normal kesilmiş olur... Pantolon, kolsuz ve açık yakalı gömlek, bluz veya elbise giyilmez. Etek boyu dizden yukarı ve yırtmaçlı olamaz...

b) Erkekler ; Elbiseler temiz, düzgün, ütülü ve sade; ayakkabılar kapalı, temiz ve boyalı giyilir. Sandalet ve atkılı ayakkabı giyilmez. Bina içinde ve görev mahallinde baş daima açık bulundurulur. Kulak ortasından aşağı favori bırakılmaz. Bıyık tabii olarak bırakılır, uzunluğu üst dudak boyunu geçemez, üstten alınmaz, yanlar üst dudak hizasında olur. Alt uçları dudak hizasında kesilir. Kravat takılır, kravatı örtecek şekilde balıkçı yaka veya benzeri süveterler giyilmez.

Bina içinde kravatsız ve çorapsız dolaşılmaz. Gereğinde, giyimde hizmete uygunluğun esas olduğu dikkate alınarak Anayasada belirlenen uygar, çağdaş, laik anlayış ile bağdaşan kılık-kıyafet içinde görev yapılmasının bütün öğretim elemanlarının ve diğer tüm personele duyurulmasını rica ederim (Türkçe bozukluğunu koruyarak aktarıyorum).''

18 Mayıs 1999 tarihli talimatnamenin altında İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Kemal Alemdaroğlu' nun imzası yer alıyor. Kemal Alemdaroğlu diyebilir ki: ''Bu bir kanun emri, ben de personelime bunu duyuruyorum.'' Hatta daha da ileri gidebilir, bu yönetmelik ''türban istismarına'' engel olmak amacını taşıyor.

İşte sorun da tam bu anlayışta yatıyor. Bir kadın profesörün etek boyunu hesap etmeye kalkan bir anlayış, irticaya karşı nasıl etkili olabilir? Bu yasakçı anlayışın, İran'daki yasakçılıktan özü bakımından ne farkı var?

Ayrıca Kemal Alemdaroğlu'nun, etek boyları ve bıyık boyları üzerine çıkarılan bu talimatnameyi yeniden yeniden yayımlamasını da anlamak mümkün değil. Gerçekten, öğretim üyelerinin bıyıkları bu ölçülere uygun mu? Kadın profesörlerin etek boyları ölçüldü mü? Bunu da yapmasını kendisinden önemle rica ediyoruz.

Böyle bir yönetmeliğin altında ''çağdaş'' bir üniversite yöneticisinin, bir profesörün imzasının bulunması, Türkiye'de çağdaşlaşma alanında ne kadar mesafe aldığımızı da gözler önüne seriyor. Sanırım, Alemdaroğlu uluslararası konferanslarda da bu yönetmeliği yanında götürüyordur. Çünkü, uluslararası bilimsel toplantılarda kadın profesörlerin çoğunun etek boyları, yırtmaçları bu ölçülere uygun değil. Hele erkeklerin sakallarını sormayın gitsin.

18 yıl önceki bıçkın çavuşu anımsıyorum. Bu yönetmelik, sanırım o tarihlerde yayımlanmıştı. ''Çağdaş Türkiye'' nin önemli bir belgesi olarak yayımlanmaya devam ediyor. Devletimize, milletimize hayırlı, uğurlu olsun.