Üniversiteden Yükselen Ses (Cumhuriyet, Oral Çalışlar, 08.01.2001)

1000'in üzerinde siyasi tutuklu ve mahkûm şu anda F tipi cezaevinde. Bu cezaevleri, insan haklarına, hukukun temel ilkelerine aykırı özelliklerini koruyarak uygulamaya konuldu. Üstelik bu konudaki mahsurları, yapılan tartışmalar sonunda Adalet Bakanı da kabul etmişti. 

Operasyon sonrası oldu bittiyle uygulamaya konulan bu cezaevlerini neredeyse zorunluluk olarak kabul etmiş gibi görünüyoruz. F tipine karşı çıkmanın suç sayıldığı ve böyle davrananların 'terör örgütleri' ne destek verdiğini savunan bir bombardıman altında yaşıyoruz. Susmak, 'sağduyulu davranmak' ve operasyon yapıp 32 kişinin ölümüne, onlarcasının yaralanmasına yol açan müdahaleye destek vermek bir koşul olarak toplumun önüne dayatıldı. 

Önceki gün, Ankara Tabipler Odası'nın konuyu irdeleyen toplantısındaydık. Doktorlar, F tipindeki uygulamalardan endişe içindeydiler. Operasyon öncesi tutuklu ve mahkûmları cezaevlerinde gözleyen Türk Tabipleri Birliği doktorları, artık hücrelere kapatıldığı için haber alamadıkları, dayak yediklerini duydukları tutuklu ve mahkûmların sağlığından endişe ediyorlardı. 

Kandıra F Tipi Cezaevi'ne konulan ve operasyonda bir gözünü yitiren Orhan Dağdelen hâlâ cezaevinde. Ağabeyi telefonda, kardeşinin çok zor durumda olduğunu, gözünün parçalanmasına neden olan şarapnel parçalarının, diğer gözünün de kör olmasına yol açabileceğini anlatıyor ve hastaneye kaldırılması için yardım istiyordu. Nasıl yardım edebilirdim. İki gün bu haber Cumhuriyet'te yer aldı, kimsenin kılı kıpırdamadı. Orhan'ın gözü kör oluyor ve bu ülkeyi yönetenler, 'teröristleri kendi terörlerinden kurtardıklarını' iddia eden komik açıklamalar yapıyorlar. 

Bir ülkenin vicdanı bu kadar kör olamaz. Çoğunluğu herhangi bir şiddet eylemine karışmamış yüzlerce genci 'baş düşman' ilan edip, onlarcasının ölümüne yol açtıktan, onlarcasını operasyon sonrası dayak ve işkenceyle sakat bıraktıktan sonra, herkesin bu duruma 'oh olsun' demesini isteyeceksiniz! Bu durumu eleştirenleri de 'şiddet yanlısı' olmakla, 'ölüm orucunu kışkırtmakla' suçlayacaksınız!.. 

Bu ülkenin egemenleri, şiddete ve korkuya ve bunun sonucu olarak çıkara dayalı bir sistem yarattılar. Medya, bu sistemin yalan üretme makinesi olarak görev yapıyor. Bir tanıdığımla tartışıyorum; cezaevlerinde olandan, operasyonda olandan haberi yok. Kafası, operasyon öncesi yayımlanan filmlerde kalmış. ''Peki ne yapsalardı?'' diye soruyor. 

Ölüm orucunu bitirmek iddiasıyla operasyon yapıp, buna 'Hayata Dönüş' operasyonu adını vereceksiniz. 32 kişi ölecek. İnsanlar yara bere içinde kalacak ve ölüm oruçları, operasyon sonrası artarak devam edecek, ''Peki ne yapsalardı?'' diye soracağız. Bu ülkede her türlü yalana dolana inanır hale geldik. Cezaevlerinde yaşananlar, bu ülkenin bir bölgesinde bizi ilgilendirmeyen şeyler değil. Bunlar Türkiye'nin kaderini etkiliyor, ülkenin ruh halini bozuyor, sertlik yanlısı rejimin sürmesi için malzeme yaratıyor. 

****

Operasyoncuların dediklerini kabul edip, F tipi cezaevlerinin bu halini görmezlikten gelecek değiliz. Orada baskı sürerken, insanlar yalnızlığa mahkûm edilirken elimizi kolumuzu bağlayıp, oturup sessizce beklemeyeceğiz. Haksızlığın olduğu her yerde haksızlığın karşısına dikilmeye devam edeceğiz. 

Bu ülkede çok acı çekiliyor. Acı, aynı zamanda insanlarda kanunsuzluğa, hukuksuzluğa karşı bir direnç de oluşturuyor. Bir grup öğretim üyesinin 'İnsan Hücreye Sığmaz' başlıklı açıklaması, insanların bu haksızlığı içlerine sindirmeyeceği gerçeğini gözler önüne seriyor. Aralarında çok değer verdiğim, dostlarım Prof. Yavuz Sabuncu , Prof. Cem Eroğul , Prof. Tahsin Yeşildere , Prof. Oğuz Oyan , Prof. Ömür Sezgin , Prof. İzzettin Önder , Prof. Hacer Ansal , Prof. Aslan Sonat , Prof. Erdal Yavuz , Prof. Taner Timur , Prof. Nilgün Abısel , Doç. Hayri Kozanoğlu , Doç. Cem Somel 'in bulunduğu yüzün üzerinde öğretim üyesi, yayımladıkları bildiride şunları söylüyorlar: 

''Bilimin temel işlevlerinden birinin onurlu bir yaşamın savunulması olduğuna inanan biz öğretim elemanları, cezaevlerine yönelik 'operasyon' un 'hayata dönüş' ü gerçekleştirmediğini, tersine, onlarca insanın canına mal olduğunu dehşetle görüyoruz. Öğretim elemanları olarak, cezaevlerinde sürmekte olan insanlık dışı uygulamaları, demokratik kitle örgütlerine ve demokratik hakların kullanılmasına yönelik baskıları kınıyoruz.'' 

'İnsan hücreye sığmaz' diyorlar...