Doktorlarla Birlikte, 'Aydınlatılmış Onay' (Oral Çalışlar, Cumhuriyet, 07.01.2001)

Ölüm orucu süreçlerinin ve cezaevleri operasyonlarının en çok sıkıntısını çeken meslek gruplarından birisi de doktorlar oldu. Onların siyasi bir tutum aldıklarını, insanları bile bile ölüme terk ettiklerini söyleyenler bile oldu. Doktorlar, hiç istemedikleri ölçüde siyasi alana çekildiler. Özellikle örgütleri Türk Tabipleri Birliği ve tabip odaları topun ağzına konuldu. Dedikleri gürültüye gitti. 

Ankara'da dün, Ankara Tabip Odası'nın 'Açlık Grevleri, Hekimlik ve Etik' başlıklı bir toplantısı vardı. Türkiye'nin dört bir yanından çağrılan uzman doktorlar konuştular, kendi aralarında gruplar oluşturarak atölye çalışması yaptılar. Atölyede tartışılan konular şunlardı: 1- Bedensel, ruhsal ve toplumsal açıdan açlık grevcisinin değerlendirilmesi: Yeterlilik, özerklik. 2- Hasta-hekim ilişkisi bağlamında açlık grevi süreci. 3- F tipi cezaevleri ve sağlıklı yaşam. 

Ankara Tabip Odası Başkanı Ümit Erkol , medyanın yanlış bilgilendirmesinden gelen sıkıntılara değindi. Şunları söyledi: ''İlk kez bu kadar hekimci, meslekçi davrandık. Kendimizi mesleki kurallara bağlayarak hareket ettik. Kongremizde kabul ettiğimiz temel ilkeleri ve uluslararası kuralları uygulamaya çalıştık. Ancak bizim böyle davranmamız bazı çevreleri rahatsız etti. Resmi görüş taraflısı beyana zorlandık. Ölüm orucu yoktur dememiz istendi. Biz ısrarla şunu söyledik: Ölüm orucu yapanların iradesine rağmen müdahale edemeyiz. Bunu söylediğimiz için insanları ölüme terk ettiğimiz gibi bir hava yaratıldı. Bunca operasyona karşın şimdi insanlar ölüm oruçlarını sürdürüyor. Müdahalenin meslek etiğine karşı olmasının ötesinde, pratikte de ne kadar zor olduğu ortaya çıkmadı mı?'' 

Mehmet Bekaroğlu ise Sincan F Tipi Cezaevi'ne yaptıkları ziyaret sırasındaki izlenimlerini anlattı. Bekaroğlu, operasyon, sevk ve cezaevlerine girişte tutuklu ve mahkûmların işkence, darp, kötü muameleyle yüzyüze geldiklerini aktardıklarını söyledi. Hemen bütün tutuklu ve mahkûmların yaralı ve sakat olduklarını da sözlerine ekledi. F tipindeki sayımlar sırasında yaralı ve hastaların zorla ikinci kattan birinci kata indirilmek istendiklerini, bu nedenle dövüldüklerini saptadıklarını belirtti. 

Sami Dokuzoğuz , hasta haklarını değerlendirdiği konuşmasında ölüm oruçları döneminde bir kavram üzerinde durdu: 'Bilgilendirilmiş onay.' Doktorun hastayı bilgilendirip, daha sonra tedavisiyle ilgili onay istemesi gerektiğini söyledi. Profesör Dr. Zuhal Amato Okuyan , tedaviyi reddetmek hakkına vurgu yaptı ve 'aydınlatılmış onay' dediği hastayı bilgilendirmenin uluslararası ve ulusal ölçütlerine dikkat çekti. ''Türkiye'nin özel koşulları'' denilerek, uzun yılların deneylerinin ürünü olan uluslararası etik kurallarının keyfe göre yorumlanamayacağından söz etti. Dr. Okuyan, kendi kenti olan İzmir'den ilginç bir örnek vererek konuşmasını sürdürdü: ''İzmir'in hava kirliliği dünya ölçülerinin üç katı. Bu ölçü Türkiye'ye özgüdür diyerek bunu normal ölçü mü sayacağız?'' 

Doktorlar, çok hızlı gelişen olaylar nedeniyle kendilerini tam anlamıyla anlatamamanın sıkıntısı içindeydiler. ''Açlık grevcisinin bilinci açıkken müdahale edilemeyeceğini söyledik, herkes bizi topa tuttu. Şimdi aynı noktaya Başbakan ve Adalet Bakanı da geldi'' dediler. 

Ölüm oruçları konusundaki mesleki tutumlarını şu noktalarda özetlediler: 1- Açlık grevcisi, zihinsel olarak ehliyetli, açlık grevine kendi iradesiyle karar vermiş, bu nedenle belirli bir zaman için yiyecek ve/veya sıvı almayı reddeden kişidir... Hekimin, bir kimseye, yaşamını sona erdirmekte bilerek ve kararlı olarak yardım etmesi etik değildir. Ancak hastanın tedaviyi reddetmesi temel bir haktır ve hekimin, hastanın arzusuna saygı göstermesi (ölümüne neden olsa bile) etik olmayan bir davranış sayılmaz. 2- Doktor, mümkünse hastanın ayrıntılı tıbbi öyküsünü alır. Kişinin tam fizik muayenesini yapar. Beslenmeyi reddetmesinin olası sağlık sonuçlarını ayrıntılı olarak anlatır. 3- Bilinci açık olan açlık grevcisi beslenmeyi reddettiğinde bu kişiler hekim tarafından zorla beslenmeyecektir. Bunun aksi, hem tıbbi etik hem de hasta hakları açısından yanlış bir tutumdur. 

Doktorlar, ilkeli davranmayı, mesleğin etik değerlerine bağlılıklarını sürdüreceklerini vurguladılar. Tutumlarını şöyle özetlediler: ''İnsan yaşamına saygımız, bu yaşamın fiziksel, sosyal ve ruhsal bakımdan da sağlıklı olmasını kapsıyor. Buna onurlu yaşamı da eklemeliyiz."