İki Kardeşin Ölümle Hesaplaşması (Oral Çalışlar,
Cumhuriyet, 2 Mayıs 2001)
17 yaşında cezaevine giren Bülent Yıldırım' ın mektubunu sizinle paylaşmak istiyorum.
''Ben bütün bunları yaşamak zorunda mıyım, bilemiyorum. Size başımdan geçenleri anlatsam, ya dehşete kapılırsınız ya da acı acı gülersiniz. Neden altı yıldır yatıyorum
mahpusta? Ben lise son sınıf öğrencisiydim tutuklandığımda. Abimle birlikte tutuklandık. Bana niye bu kadar yıl verdiler, sonradan anladım. Avukatım hep
'Çıkacaksın, tahliye olacaksın' diyordu, ben de inanıyordum. Ne bomba atmıştım ne de adam vurmuştum. Yaşım da 17 idi.
Sistemi yeterince tanımıyormuşum. 12.5 yıl ceza alınca anladım ki ben 'çok tehlikeli bir terörist' mişim. Abim de 12.5 yıl aldı. Sonra yaş küçüklüğünden benim cezam
8 yıl 4 aya indi. Eh! Yolu yok yatacaktım. Adana'dan, önce Konya'ya oradan da Ceyhan'a gönderdiler. Şimdi de Sincan'a geldim. Ama ne geliş. 6 yılda kafamı,
vücudumu haritaya çevirdiler. Operasyonlardan, açlık grevlerinden, her birinden aldığım bir hasarla, yaşama tutunmaya devam ediyorum.
19 Aralık 'operasyon' unda inanın, bombalardan, sinir gazından ve tazyikli sulardan, jandarma içeri girinceye kadar bir köşede yığılıp kalmıştım. Zaten gözüm önümü
bile görmüyordu. Sonra jandarma içeri girdi. Ben daha önce de operasyonlar görmüştüm, neyse... Bana vurmaya başladılar. Coplar yağmur gibi başıma
iniyordu. Ellerimle başımı koruyamadım, çünkü tüm parmaklarım on saniyede ya patladı ya da kırıldı. Durmadan kafama vuruyorlardı.
Acaba neden? Ben onları yeni görüyordum. Bir şey de yapmamıştım. Ama onlar beni öldürmek istiyorlardı. Sonra kendimi bir karanlıkta buldum. Ayıldığımda
arkadan kelepçelenmiş, soyulmuş, kan-revan, kırıklar içinde bir nakil arabasındaydım. Neden ölmemiştim bilmiyordum.
'Operasyon' anında aramıza nasıl olduysa bir teğmen ve çavuş düşmüştü. İnanın düşmüşlerdi. Bize vururken ranzadan yuvarlandılar ve gaz maskeleri de düştü. Gazın
içinde bağırıp durdular. Teğmenin kaşı patlamıştı. Ben ona pansuman yaptım. Korkudan titriyordu,
İki Kardeşin Ölümle Hesaplaşması
17 yaşında cezaevine giren Bülent Yıldırım' ın mektubunu sizinle paylaşmak istiyorum.
''Ben bütün bunları yaşamak zorunda mıyım, bilemiyorum. Size başımdan geçenleri anlatsam, ya dehşete kapılırsınız ya da acı acı gülersiniz. Neden altı yıldır yatıyorum
mahpusta? Ben lise son sınıf öğrencisiydim tutuklandığımda. Abimle birlikte tutuklandık. Bana niye bu kadar yıl verdiler, sonradan anladım. Avukatım hep
'Çıkacaksın, tahliye olacaksın' diyordu, ben de inanıyordum. Ne bomba atmıştım ne de adam vurmuştum. Yaşım da 17 idi.
Sistemi yeterince tanımıyormuşum. 12.5 yıl ceza alınca anladım ki ben 'çok tehlikeli bir terörist' mişim. Abim de 12.5 yıl aldı. Sonra yaş küçüklüğünden benim cezam
8 yıl 4 aya indi. Eh! Yolu yok yatacaktım. Adana'dan, önce Konya'ya oradan da Ceyhan'a gönderdiler. Şimdi de Sincan'a geldim. Ama ne geliş. 6 yılda kafamı,
vücudumu haritaya çevirdiler. Operasyonlardan, açlık grevlerinden, her birinden aldığım bir hasarla, yaşama tutunmaya devam ediyorum.
19 Aralık 'operasyon' unda inanın, bombalardan, sinir gazından ve tazyikli sulardan, jandarma içeri girinceye kadar bir köşede yığılıp kalmıştım. Zaten gözüm önümü
bile görmüyordu. Sonra jandarma içeri girdi. Ben daha önce de operasyonlar görmüştüm, neyse... Bana vurmaya başladılar. Coplar yağmur gibi başıma
iniyordu. Ellerimle başımı koruyamadım, çünkü tüm parmaklarım on saniyede ya patladı ya da kırıldı. Durmadan kafama vuruyorlardı.
Acaba neden? Ben onları yeni görüyordum. Bir şey de yapmamıştım. Ama onlar beni öldürmek istiyorlardı. Sonra kendimi bir karanlıkta buldum. Ayıldığımda
arkadan kelepçelenmiş, soyulmuş, kan-revan, kırıklar içinde bir nakil arabasındaydım. Neden ölmemiştim bilmiyordum.
'Operasyon' anında aramıza nasıl olduysa bir teğmen ve çavuş düşmüştü. İnanın düşmüşlerdi. Bize vururken ranzadan yuvarlandılar ve gaz maskeleri de düştü. Gazın
içinde bağırıp durdular. Teğmenin kaşı patlamıştı. Ben ona pansuman yaptım. Korkudan titriyordu, 'korkma' dedim, yüzünü sildim, sigara verdim, içti. Teğmene,
'Pencereye gel, komutandan operasyonu durdurmasını iste' dedik. İstedi, ama onu kimse dinlemedi. Zaten onlara biz bir şey yapmadık. Kendileri hayattalar.
Onlara, hepimiz iyi davrandık. Bazı arkadaşlar onlara, 'Neden bize saldırdınız, bizi tanıyor musunuz? Tanımadığınız insanları neden öldürüyorsunuz' dediler. Evet onlar
bizi öldürdüler; tanımadıkları, bilmedikleri bizi. Şimdi ben buradayım, tek başıma hücrede. Bir ay önce ölüm orucundaki abimi götürdükleri günden beri yalnızım. Bu
'oda' da bütün renkler açık, beyaza çalar. Ranza yatak, dolap, pencere, kalorifer, duvar, nevresim, çöp poşeti. Gözlerim bozuldu, sinirlerim gergin. Kimse yok.
Bir ay oldu, yalnızım. Ailemle haftada bir görüşüyorum. Annem hastane önünde yatıp kalkıyor. Adana'ya eve gittiği yok. Görüş bitince yine 'oda' ma
geliyorum. Bir aşağı bir yukarı çıkıyorum. Villam dubleks ya. Sonra havalandırmaya, sonra yine aşağı, yine yukarı, yine aşağı... Uyumak istiyorum, belki zaman geçer diye. Ama 24
saat uyunmuyor ki. Ben 8 saat bile yatamam. Mezarlıktan geçen adam misali ıslık çalıyorum, türkü söylüyorum.
Acaba abim öldü mü? Bilmiyorum. Anamı yine copladılar mı? Bilmiyorum.
Slogan sesleri geliyor. Ben de bağırıyorum. Ölenlerin sayısı oldu 17. İçim yanıyor, yüreğim sıkışıyor. Kanım donuyor.
Yaklaşık 120 gün açlık grevi yaptım. Şimdi ara verdim. Anam, 'Bari sen ölme, ikiniz ölmeyin' diyor. 'Ne yapayım anne, kurşun da, zulüm da adam seçmiyor
ki' cevabını veriyorum. Ara verdim açlık grevine, annem inanmıyor. 'Beni kandırıyorsun, üzülmeyeyim diye yalan söylüyorsun' diyor.
Doğru söylüyorum. Ama yemek yemiyorum, yiyemiyorum. Boğazımdan gitmiyor. Yemeği alıyorum delikten, bakıyorum yemeğe, sonra çöpe.
Nevzat Çelik' in dediği gibi 'Ölümü özledim, yaşamak isterken delicesine...'
.... Selamlar, sevgiler... Bülent Yıldırım.''
Ne denebilir ki. Tek söyleyeceğim, ölme çocuk. Beğenmesen de boğazından geçmese de o yemeği ye... Yarın her şey değişebilir. Neler değişmiyor ki!
****
17 yaşındaki çocuklarını hücrelere kapatıp bu ülkeyi yöneteceklerini sananlar, bu ülkeyi yedi düvele muhtaç, bir ölüm ülkesi haline getirdiler. Orada çocuklar ölüyor,
bu ülkeyi yönetenlerin kılı kıpırdamıyor. Bunu anlamak ve anlatmak mümkün değil. Çocukları hücrelerde ölümle hesaplaşan bir ülkede yaşıyoruz, haberiniz olsun...