Edward Said'in 'Entelektüel'i (Oral Çalışlar, Cumhuriyet Gazetesi, 05.01.2001;

Elinde taşla Filistinli çocuklarla birlikte direnen bir yaşlı adamın fotoğrafı geçenlerde azetelerde yer aldı. Filistinli bir Hıristiyan ailenin çocuğu olarak 1935 yılında Kudüs'te doğan Edward Said 'di bu. Edward Said, Filistin halkının acılarla dolu tarihinin Batı dünyasındaki en önemli tanıklarındandı. Said, New York Columbia Üniversitesi'nde edebiyat profesörü olarak çalışıyor.

Said, Batı'da Filistinlilerin haklarını savunan önde gelen aydınlardan birisi. Bunun acısını da çekmiş, nedenlerini de bilimsel bir gözle yorumlamış önemli bir bilim adamı. Said, 'Ayrıntı' yayınlarından çıkan 'Entelektüel' başlıklı makalelerinden oluşan derlemesinde, aydınlar üzerine düşüncelerini açıklıyordu.

Günümüz tartışmalarına da ışık tutan bu düşünceleri, dikkatle okuyorum. Bazı bölümlerini de sizlerle paylaşmak istedim. Ortadoğu'da, topraklarında boy veren bağnazlık üzerine söyledikleri ne kadar evrensel: ''Bir entelektüelin ahlakı ve ilkeleri, düşünce ve eylemi tek yönde götüren tek bir yakıt kaynağı olan bir motorla işleyen bir türlü kapalı dişli muhafazası oluşturmamalıdır. Entelektüel etrafta dolaşmak, ayakta durup otoriteye cevap verebileceği bir mekâna sahip olmak zorundadır. Bugünün dünyasında otoriteye sorgusuz sualsiz boyun eğmek, aktif ve ahlaklı bir entelektüel hayatın karşısındaki en büyük tehditlerden biridir çünkü.''

Edward Said bu tehditlere boyun eğmeden nasıl ayakta kalınabileceğini de şöyle açıklıyor: ''Bu tehdide tek başına karşı koymak güçtür. Hem inançlarınla tutarlı olmak hem aynı zamanda serpilecek, düşünce değiştirecek, yeni şeyler keşfedecek veya bir zamanlar kenara attığın şeyleri yeniden keşfedecek kadar özgür kalmanın bir yolunu bulmak daha da güçtür. Bir entelektüel olmanın en çetin yanı, yazdıkların ve yaptığın müdahaleler aracılığıyla vazettiğin şeyi, bir kuruma, bir sistemin ya da yönetimin emriyle harekete geçen bir robota dönüşüp katılaşmadan temsil etmektir.''

Said, bunu başarmanın mümkün ama zor olduğunu belirtiyor: ''Hem bunu hem de tetikte durup iradeni gevşetmemeyi başarabilmiş olmanın tek yolu, bir entelektüel olarak elinizden geldiğince iyi ve aktif bir biçimde gerçeği temsil etmek ile bir haminin ya da otoritenin sizi yönlendirmesine pasif bir biçimde izin vermek arasında seçim yapmanın sizin elinizde olduğunu kendinize hatırlatmanızdır.''

Sonunu ise şöyle bağlıyor: ''Laik entelektüel için 'o' tanrılar hep iflas eder.''

Aydının iki ateş arasında kalmasını da çok güzel açıklar Said bir başka makalesinde: '' Oscar Wilde 'ın kendisi için kullandığı tanımı ödünç alırsak, tanınmış entelektüeller yaşadıkları dönemle simgesel bir ilişki içindedirler her zaman; halkın kafasında sürmekte olan bir mücadele ya da savaşmakta olan bir topluluk yararına seferber edilecek bir başarıyı, ünü ve şöhreti temsil ederler. Öte yandan toplum içindeki bazı hizipler entelektüeli yanlış tarafta gördükleri zaman (buna mesela İrlanda'da sık sık rastlanmıştır; ama komünistlerle antikomünistlerin birbirine girdiği Soğuk Savaş yıllarında Batı'nın büyük kentlerinde de bu tür bir şey olmuştur) ya da diğer gruplar saldırıya geçmek için seferber oldukları zaman, içinde bulundukları toplumun rezaletlerinin ceremesi genellikle yine bu tanınmış entelektüellere çıkartılmıştır.''

Edward Said, Michel Foucault 'nun entelektüeller üzerine yazdıklarını bugün okumak, bu sıkışık Türkiye ortamında okumak, konunun ne kadar evrensel olduğunu gösteriyor. Biraz da rahatlama sağlıyor.

***

Türkiye cinnetin eşiğinde yaşıyor. 23 yaşında bir genç, öfke ve çılgınlık içinde kendisiyle birlikte başka insanları da havaya uçuruyor. Her şeyi zorla halletmeye kararlı bir yönetme iradesi, bu eylemleri gerekçe göstererek kendisine meşruiyet yaratmaya çalışıyor. Bildirisiyle ''Ben yaptım'' diyen ''örgüt'' , bu iradeye bombalarla destek sağlıyor. Zor zoru, şiddet şiddeti çağırıyor. Durup düşünme zamanı.