CAN DÜNDAR (27.03.2001 - Milliyet)
Ölüyorlar!
Hatice Yazgan, geçen hafta Kütahya'dan Ankara Numune Hastanesi'ne
getirildi. Ölüm orucunda 140 günü aşmış ve bilinci kaybolmuştu. Sağlık
Bakanlığı'nın talimatı doğrultusunda derhal müdahale edildi. Dün Ankara Tabip Odası'ndan iki hekim görüştü 30 kiloya düşmüş olan Hatice
ile... Yaşını sordular; bilemedi. Şu anda nerede; hangi ülkede olduğunu sordular;
bilemedi. Ailesini gördü; tanıyamadı. Niye bu halde olduğunu hatırlayamadı.
Bırakın gerekçesini, yaklaşık 5 aydır ölüm orucu tuttuğunu bile
bilmiyordu. Ya eylemden ya da sonrasında uygulanan tedaviden hafızası tamamen
silinmişti.
* * *
Adalet Bakanlığı'nın "hayata dönüş" dediği şey bu işte... Bakanlık, bugünlerde ölüm sınırına yaklaşan eylemcileri F - tipi
cezaevlerinden hastanelere sevk ediyor. Ayaklarından yatağa zincirleniyorlar. Tedaviyi reddettikleri için tıbbi müdahale yapılmıyor.
Doktorlar, ancak bilinç kaybolunca devreye giriyor. Ancak çoğu zaman sakatlık
engellenemiyor. Geçen hafta ölüm orucundaki bir hükümlü, nakil sırasında yolda
öldü. Böylece "hayata dönüş operasyonu"nda hayata veda edenlerin sayısı 33'e
yükseldi; sakat kalanların sayısı henüz bilinmiyor.
Bir rehine kurtarma operasyonunda uçaktaki 3 yolcuyu öldürdü diye alay ettiğimiz Araplar bizim 33 cana mal olan "kurtarma operasyonu"nu duysa
ne
derlerdi acaba?..
* * *
Artık ne propaganda bültenlerinin, ne kararlı hükümet açıklamalarının,
ne duygusal köşe yazılarının anlamı var: Ölüyorlar! İster "örgüt baskısı"ndan deyin, ister "bakan inadı"ndan; hiçbir
şey bu gerçeği değiştiremez: 21. yüzyılın başında, Avrupa'ya en temel insan haklarına saygı sözü
veren bir ülkenin ortasında, yüzlerce genç, kitlesel bir intiharla gözgöre
göre ölüyor. "Bunlar gizli gizli yiyordur" diye alay edenlere, "Gebersinler"
diyenlere inat, bir deri, bir kemik ölüyorlar. Adalet Bakanlığı taviz vermez tutumunu bütün katılığıyla
sürdürüyor. Buna karşın ölüm orucundaki kimi grupların taleplerinde belirli bir
yumuşama var. Sayıları az olsa da oruçtan vazgeçenler de bulunuyor. Ancak büyük çoğunluk eski koşullarında ve ölüm
yolculuğunda ısrar ediyor. Ankara Tabip Odası Başkanı Ümit Erkol'un deyişiyle "Bu noktadan
sonra ani ölümler bekleniyor."
* * *
Siyaset çözüm üretme sanatıdır. Lakin Ankara'da o anlamda "sanatçı"
yok. İlgili sivil toplum kuruluşlarıyla bir mutabakata varılmadan F - tipi cezaevlerinin açılmayacağına, tecrit uygulanmayacağına dair kamuoyu
önünde söz veren Adalet Bakanı sözünü tutamadı. Şimdi "Önce onlar eylemi
bıraksın, sonra F - tipinde iyileştirme yaparım" diyor. Ölüm orucundakiler ise vazgeçmek için tecridin kaldırılmasını
bekliyor. Kör bir inat, Türkiye'yi toplu ölümlere götürüyor. Dün akşam FP'li Mehmet Bekaroğlu İHD ve TTB yetkilileri ile
birlikte Bakan Türk'le bir kez daha görüştü: "Vaat ettiğiniz iyileştirmeleri bir
an önce yapıp, sonrası için, ilk söz verdiğiniz gibi sivil toplum kuruluşlarıyla bir çalışma yapılacağını açıklayamaz mısınız?" diye
sordu. Eylemi yakından izleyen bir uzman, "Ortak yaşam alanlarını hemen açsalar, belki bir ilerleme sağlanacak ve ölümler önlenebilecek"
dedi. Bu kadarı çok mu zor gerçekten?.. Doktorlar naçar, toplum suskun, aileler perişan, gençler ölümün
eşiğinde... Hiçbir şey yapmadan toplu ölümleri bekleyenler ileride bunun vebalini
ne kadar taşıyabilecekler?..
Herkes de belleğini yitirmedi ya?..