Bülent Çoban: Baba, bize kapının altından köpeğe atar gibi yemek atıyorlar
Böyle yaşamayı kabul edemem
HATİCE TUNCER (Cumhuriyet,16.04.2001)
Gazete ve televizyon haberleri her gün bir bilanço yayımlamaya başladı: ''Ölüm orucunda yaşamını yitirenlerin sayısı ...'a ulaştı''... Sıradan sayılar gibi sunulanlar, acıyla
kavrulan yeni bir ailenin dramını yansıtıyor.
Cezaevlerindeki ölüm orucu eylemcilerinin yakınları altı aydır, her gün ölüm haberi alma korkusuyla yaşıyor. Çocukları ''Hücrelere girmeyeceğiz'' diye ölüme yatarken
aileler de büyük bir çırpınışın içinde. Kimisi basın açıklamaları, protesto gösterileriyle sesini duyurmaya çalışıyor, kendi de ölüm orucuna yatıyor; kimisi çocuğunu ikna
ederek ölümden kurtarmaya çalışıyor; kimisi savcılıklara dilekçeler yazarak çözüm istiyor.
Korkulan haberin geldiği, mahalle karakolunun polisleri kapıyı çalınca anlaşılıyor.
Kandıra F tipi Cezaevi'nden kaldırıldığı Sağmalcılar Devlet Hastanesi'nde ölüm orucunun 160. günü olan 7 Nisan'da yaşamını yitiren Bülent Çoban 'ın
anne ve babası bu acılı ailelerden. Anne Melek Çoban son bir kez oğluna dokunamayışını gözyaşları içinde anlatıyor: ''Hastaneye tekerlekli sandalyede
getirdiler. Operasyondan sonra sırtından, bacağından ve ayağından yaralanmıştı. Çok yakındı, elimi uzattım. Araya elini koydu bir görevli. 'Dokunursan görüş biter'
dedi. Son bir kez dokunamadım.''
Bülent Çoban, ailesine son mektubu ölüm orucunun 78. gününde yazmış. Bülent Çoban'ın annesinin elinden bırakmadığı mektuptan birkaç satır şöyle: ''...Sizleri çok
seviyorum. Size layık bir evlat olmaya çalıştım hep. Eksiklerim, yanlışlarım olmuştur her insan gibi. Sizi hiçbir zaman isteyerek üzmedim. Bugün içinde bulunduğum
koşullar ve davranışlardan dolayı üzülmeyin. Burada benim yerimde olsanız beni daha iyi anlarsınız. Ziyarete geldiğinizde burayı ve bizleri gördüğünüzde daha iyi
anlamışsınızdır...''
Baba Niyazi Çoban ''Fazla bir şey istemedi çocuğum. Birlikte yemek yiyecekleri yemekhane ve spor alanı istediler. Ortak yaşam alanı istediler yani'' diye konuşuyor.
Çoban, oğlunun neden ölüm orucu yaptığını, hücrelere konulduğunu araştırmış, şöyle devam ediyor: '' Çocuğuma 'Bırak ölüm orucunu' dedim. 'Böyle konuşacaksanız bir daha
gelmeyin' dedi. 'Baba, bize kapının altından köpeğe atar gibi yemek atıyorlar. Böyle yaşamayı kabul edemem' dedi. Terörle Mücadele Kanunu'nun 16. maddesi nedeniyle çocukları
tecrite koyuyorlar. Çözüm yasa değiştirmekse, değiştirsinler. Biz yandık, başkaları yanmasın.''
Kandıra F tipi Cezaevi'nden kaldırıldığı Sağmalcılar Devlet Hastanesi'nde ölüm orucunun 160. günü olan 7 Nisan'da yaşamını yitiren
Çoban'ın anne ve babası bu acılı ailelerden. Anne Melek Çoban son bir kez oğluna dokunamayışının gözyaşları içinde.