ÖES

ÖĞRETİM ELEMANLARI SENDİKASI

BASIN BİLDİRİSİ 19 EKİM 1998

Yeni öğretim yılının getireceği günler, ekonomik ve siyasal belirsizlik ortamında tüm üniversite bileşenleri için, daha da ağırlaştırılmış sorunlar ve katı yaptırımlarla huzursuz, çatışmacı bir döneme gebedir.

“Üniversite” kendi kavramsal tanımıyla, nesnel, evrensel ve elbette özgür düşünceyle oluşturulacak bilimsel üretimi ifade eder. Üstlendikleri toplumsal misyon gereği üniversiteler; varolan tüm ilişkiler sistemenin, araştırıcısı, sorgulayıcısı ve onun farklı yapılarda üretilmesini öngörebilen, bunun için gerekli esneklik ve tartışma özgürlüğüne sahip özerk kurumlar olmalıdırlar. Üniversiteler katı, dar, sınırlı ve değişmez anlayış ve normların bizatihi dayatıcısı, statükonun sürdürülme aracı yapılar olarak kullandırılamazlar. Pratikte böylesine dogmatik bir tutumu “üniversite” bizzat kendisi temsil ediyor ise, mutlaka aynı yöntem içindeki karşıtlıklarını da tepkiselleştirecektir. Bu ise daha baştan çatışmacı ortamı kabul etmek demektir.

İşte bu noktada öğretim elemanlarının bireysel ya da örgütsel olarak “tavır alışları” önem kazanmaktadır. Özgürlükten, çoğulculuktan ve bilimsel üretimin toplumsal barış içinde gerçekleşmesinden mi yana olacağız, yoksa, farklılıkları hemen törpüleyici mekanizmalar geliştirilerek sindirilmiş, homojenleştirilmiş ve sadece mevcut yapının aynen muhafazasına görevlendirilmiş nöbetçi memurlar mı olacağız?

Bugün bu soruları kendi kendimize sorma gereğini her zamankinden daha güçlü duyuyoruz. Çünkü üniversitelerde yürürlüğe konulan yeni disiplin yönetmelikleri ve kılık-kıyafet genelgelerinde hakim olan anlayışa göre biz, öğretim elemanları birer “kolluk gücü” pozisyonunda tanımlanmaktayız. Bu düzenlemelere dayanak gösterilen “Siyasal İslam’ın” yükselişine karşı duyduğumuz hassasiyet ve endişeyi kuvvetle koruyoruz. Dün olduğu gibi bugün de en vazgeçilmeyecek insan hakkı olan “yaşama hakkı”na yönelik saldırılarla var olmaya çalışan ve bunu islam adına yaptığını iddia edenlerin demokratik anlayışla örtüşebilecek ve savunulabilir herhangi bir ortak noktası yoktur. Ancak her geçen gün daha da artan yoksullaşmayı önleyemiyor, varoşlardaki yaşamı insani ortamlara dönüştüremiyor, otokratik eğitim politikalarının uygulanmasına engel olamıyor isek, bu durumda, siyasal islam’la mücadelenin yolu biçimsel ve baskıcı önlemlere sarılmak olamaz ve bu yönde izlenen yönetsel uygulamalarla da öğretim elemanları öğrencileriyle karşı karşıya getirilemez.

Gençlerle ikna odalarında, dayatıcı, emredici konumlarda ve insan onurunu yok sayan bir anlayış içinde bulunmayı, hem öğrencilerimiz hem meslektaşlarımız üzerinde yürütülecek ihbar mekanizmalarının araçları olmayı reddediyoruz.

ÖES, “üniversite”nin hiç değişmeyecek gündeminin; dünyayı daha iyiye, daha insani amaçlara hizmet etmeye yönelik açık ve özgür bilimsel üretiminde odaklanmasını ve bu yönde “üniversiter davranışın” geliştirilmesini savunmaktadır. Onun için düşünen, tartışan, kendisini farklılıkları içinde ifade edebilen ve farklılıkların zenginliğini kabul eden tüm öğrencilerinin yanındadır. İzlenecek yöntem; yönetsel yetkilerin güçlendirilmesinde değil, üniversite bileşenlerinin hak ve sorumluluklarının özgürleşmeye doğru genişletilmesinden yana olmalıdır.

Sonuç olarak; eğitimin evrensel temel ilkelerinden biri olan “ırk, cinsiyet, din, dil, politik ya da başka her ne neden olursa olsun her insanın eğitim hakkına sahip olduğundan” yola çıkarak ayırımsız bütün öğrencilerimizi kucaklıyor, onlara yönelik tüm şiddet ve hak ihlallerine karşı insanlık ve akademik etik anlayışımızla karşı çıkacağımızı kamuoyuna duyurmak istiyoruz.

ÖES GENEL MERKEZİ