ÖĞRETİM ELEMANLARI SENDİKASI BASIN BİLDİRİSİ
Günümüzde Türkiye üniversiteleri çoklu bir kuşatma altındadır. Bu kuşatmanın bir kolu, kuşkusuz, bugün 17. yılını doldurmuş olan Yüksek Öğretim Kurulu yani YÖK ve onun uygulamalarıdır. 12 Eylül yönetiminin önceki dönemin tüm toplumsal gerilimlerinin sorumluluğunu üniversitelere yıkan anlayışı çerçevesinde tasarladığı ve maalesef bizzat kimi üniversite elemanları eliyle biçimlendirdiği YÖK, 17 yıldır üniversiteler üzerinde devletin ve hakim çevrelerin bir denetim aracı olarak baskıcı varlığını sürdürmektedir. Bunun demokrasi ve özgürlük adına utanç kaynağı olabilecek en son örneğini ise, bugün üniversitelerde gerçekleştirilmesi olası eylemleri yasaklayan tavır oluşturmaktadır.
YÖK, yürürlüğe girdiğinden bu yana 24 kez değiştirilmesine karşın, antidemokratik madde ve uygulamaların hiçbirine dokunulmamıştır. YÖK’ün üniversiteler üzerindeki vesayetçiliği aynen sürmektedir. Örneğin, geçtiğimiz günlerde rektör “seçimi” yapılan üniversitelerin üçünde, en çok oyu alanlar atanmamıştır. Mersin Üniversitesi
’ndeki seçimlerde en çok oyu alan kişi YÖK’ün Cumhurbaşkanı’na sunduğu listeye dahi alınmamıştır.
Öğretim elemanları birer torna ustası olmadığı gibi, üniversiteler de öğrencilerin “devletin temel felsefesi doğrultusunda siyasi eğitimden geçirilmelerini sağlayacak” kurumlar değildir. Bu tür düşünce ve dayatmalar demokratik rejimlere özgü olarak nitelenemez. Demokratik rejimlerde üniversiteler, öğrencilere mesleki formasyonun yanısıra, aydın olma bilinci, iktisadi, siyasal, toplumsal sorunlara duyarlılık, sorgulayıcılık, özgür düşünce, araştırmacılık ve sistematik düşünce yetisinin kazandırılmaya çalışıldığı özerk, özgür, tartışmacı bilim kurumlarıdır. Düşünce ve ifade özgürlüğü ve bunun bünyesinde gelişebileceği yönetsel özerklik bilimsel gelişmenin ön ve vazgeçilmez koşuludur.
İnsanlığın geleceğinden, emekten ve özgür bilimden yana öğretim elemanlarının örgütü ÖES
’li olarak bizler, YÖK’ün “tektipleştirici” vesayetçiliğine olduğu kadar, üniversiteleri tümüyle liberalizmin taleplerine endeksleyecek, bilimi piyasa ekonomisinin bir “girdi”sine indirgeyecek, toplumsal adalet duygularını daha da zedeleyip, ekonomik sosyal eşitsizlikleri derinleştirecek bu yönelişe de karşı olduğumuzu ve gerek devlet gerekse sermaye müdahalelerinden bağımsız, bilimsel ve idari özerkliğe sahip, katılımcı, öğrencilerini “müşteri” ya da “endoktrine ve rehabilite edilmesi gereken potansiyel suçlular” olarak görmeyen, öğretim elemanlarına insanlık ve akademik onura yaraşır, özgür bilim, eğitim ve araştırma koşulları sağlayan bir üniversiteden yana olduğumuzu YÖK’ün 17. kuruluş yıldönümü vesilesiyle kamuoyuna bir kez daha duyurmayı görev biliyoruz.İzzettin Önder
Öğretim Elemanları Sendikası Genel Başkanı